Gent Gitmeye Değer Mi? İzmirlilerin Gözünden Bir Değerlendirme
Belçika’nın Gent şehri, son zamanlarda sosyal medya ve arkadaş gruplarında sıkça dile getirilen bir yer oldu. “Gent gitmeye değer mi?” sorusunun cevabını ararken, kendi iç sesimle yüzleşiyorum. Çünkü ben, İzmir’de yaşayan, sürekli espri yapan ama içten içe her şeyin anlamını derinlemesine sorgulayan bir tipim. Gündelik hayatta hayatım tam olarak böyle; bir yandan güldürmeye çalışıyorum, diğer yandan tüm olayları felsefi bir bakış açısıyla analiz ediyorum. Hani diyorlar ya “İzmirli espri yapar ama içine atar,” işte o tipim. Bu yazıda, Gent’e gitmeye değer mi sorusuna komik ve biraz da derin bir bakış açısıyla yaklaşıp, İzmirli bir gencin Gent deneyimi üzerinden düşündüklerimi paylaşacağım.
Gent Nedir, Ne Değildir?
Gent, Belçika’nın görece küçük ama kültürel açıdan zengin şehirlerinden biri. Ama izlediğiniz Belçika dizilerindeki gibi, çikolata fabrikaları, bira damıtma atölyeleri ve insanları mutlu görmek istiyorsanız, biraz daha farklı bir Belçika hayal ediyorsanız, size kötü haberim var: Gent, bu listeyi karşılamıyor. Belçika’nın eski başkentlerinden biri olması ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alması onu oldukça turistik yapıyor, ama ben yine de “bu kadar turistin olduğu bir şehirde acaba ne kadar özgün bir deneyim yaşarım?” diye düşünmeden edemiyorum.
Bu soruyu sorarken bile kendimi sorguluyorum: “Gerçekten her şeyin özgün olmasını mı bekliyorum?” Zaten İzmir’de yaşarken, her şeyin özgün olmasını beklemek, hayatta çok fazla stres yapmak demek. Zaten insan her şeyde mükemmeliyeti beklerse, sonunda Güzelbahçe’de bir çiftlik evinde huzuru bulmaya çalışırken bulur kendini. O yüzden şunu kabul ediyorum: Gent gitmeye değer mi? sorusu bir bakıma “İstanbul’a gitmeye değer mi?” gibi bir soruya dönüşüyor; hep bir yığın kalabalık, turistik tuzaklar ve çok uzak olmayan aynı deneyim.
Gent’e Gitmeye Karar Vermek: Bir İçsel Çatışma
Bu kararı vermek hiç de kolay değil. Gent’e gitmeye karar vermek, insanın kendisiyle yaptığı bir pazarlıktır. Bunu bizzat yaşadım. Bir akşam, arkadaş grubumuzla (ki çoğu İzmirli) akşam yemeğinde “Gent’e gidelim mi?” fikrini attım ortaya.
Ben: “Ya, çok tatlı bir şehir diyorlar. Tam ‘şahane’ değil, ama ‘iyiydi’ diyebileceğiniz türden bir yer.”
Arkadaşım Okan: “İyi de, orada biz ne yapacağız? Belçika’da bira içip, waffle yiyip döneceksek, hayatta gitmem.”
Ben: “Ya bu biraz da yolculukla ilgili. Belçika’da yürüyüp, kafelerde oturmak, bira içmek, tatlı yemek… Bak, bunlar küçük mutluluklar.”
Okan: “O zaman Belçika’da yaşamaya karar versek, gayet iyi olurdu, değil mi? Bu gezdiğimiz şehirlerle karavanda yaşamayı düşlüyorum ama sen ‘belki’ demeyi bırak, ‘her şey’ demeye başla!”
Neyse ki, Okan’ı ikna edemedik, ama kendime bir soru sordum: Gerçekten Gent gitmeye değer mi?
Gent’in Sokakları ve Kafeleri: Kendi Kendime “Böyle Değiliz” Dedirten Yerler
Gent’te herkes bisiklete biner. Bunu kabul ettim. Zaten İzmir’de de bisiklete binmek, önceden şehre bisikletin nasıl gireceğini düşünerek hız yapmaya başlamak gibidir. Ama Gent’teki bisikletler bir başka. Hem de nasıl başka! İnsanlar bisikletle durup, çay içiyorlar. Ama benim içimdeki İzmirli de diyor ki: “Yahu sen çayı içebilecek kadar güvenli hissediyorsan, senin hayatındaki anormallik nedir?” Bu yüzden Gent’teki bisikletli insanların “çok cool” olma çabalarını pek takmıyorum. Tabii, sen de düşüp bayılma, o da ayrı!
Bir kafeye oturup kahve içerken, insanların ruh halleri oldukça ilginçti. Bir kadın yanında köpeğiyle geldi, başka bir adam ise yalnızca laptopuyla oturdu. Ah, ben de bunları düşündüm: “İzmir’de olsa, köpeğini gezdirmeye çıkaran her insan az ya da çok ‘şu an işim yok’ demek ister.” Ama Gent’te, köpek sahipleri o kadar ciddi ki, resmen gezdirmek bir yaşam biçimi. O yüzden “Gent gitmeye değer mi?” sorusu biraz da burada açığa çıkıyor. Eğer sokakta bir kahve içmek istiyorsanız, Gent’in sokaklarında gezinmek bir terapi gibi. Ama bu terapiyi anlamak için biraz sabır gerekiyor.
Gent’te Akşam Yemeği: Etmi? Ekmek mi?
Geldik Gent’te akşam yemeği olayına. Öyle çok pahalı da değil, o yüzden bir espri yaparak söyledim: “Gent’te yemek, İzmirliler için ‘yeni bir şey’ gibi. Çöp şişe alıştık, burada ekmekle yemek oluyor!” Gerçekten, Belçika’da yemek biraz farklı. Kahve içip ekmek yemek mi? Tüm hayatını bir şişe suya, bir çikolataya ve bir parça ekmeğe bağlamışsan, iyi bir yer bulmuşsun demek.
Yemek masasında:
Ben: “Ekmek mi? Hiç mi makarna?”
Okan: “Abi burada adamlar ciddiyetle ekmek yiyor. Kuru kuru ya…”
Ben: “Belki de ekmek, Gent’te daha önemli bir şeydir. Sadece ben anlamıyorum.”
Okan: “Gittiğimiz her yerde ekmek arıyorsun, o yüzden aç kalıyorsun. Sonra şehri suçluyorsun, değil mi?”
Ben: “Hayır, sadece bu kadar ekmekle doyamam, o kadar.”
Evet, evet. Gent’te ekmekle yetinmek, belki de sosyal bir deneyimdir. Ama sırf bir ekmeğin üzerine bir parça peynir koyup seni “gurme” gibi hissettirmeleri, tuhaf bir şekilde tatmin edici olabilir. Bu yüzden, “Gent gitmeye değer mi?” sorusunun cevabı belki de bir yemeğin anlamını tam olarak bilmemekle ilgilidir.
Sonuç: Gent Gitmeye Değer Mi?
Sonuç olarak, Gent gitmeye değer mi sorusunun cevabını bulmak zor. Evet, Gent gerçekten güzel bir şehir. Ama belki de en büyük değer, belki de içindeki tınıları anlamak. Kafelerde vakit geçirmek, sokaklarda gezinmek, bisiklete binmek… Bunlar hepsi hoş deneyimler. Ama şunu da unutmayın: İzmir’den bakıldığında, Gent biraz “artificial” kalıyor. Yani, çok güzel ama biraz suni. Belki de her şeyin arkasındaki basit güzellik, bir yerin gitmeye değer olup olmadığına karar verirken fark edilmelidir.
Sonuçta, “Gent gitmeye değer mi?” sorusunun cevabı, biraz da insanın içinde neyi aradığına bağlı. Eğer bisikletin üzerinde, çikolatayla, ekmekle ve kahveyle mutlu olabilen bir insansanız, Gent’e gitmek kesinlikle değerdir. Ama ben biraz daha hareket istiyorsam ve “sıkıntıdan patladım” diyorsam, o zaman belki Gent’te geçireceğiniz birkaç gün, bir haftalık İzmir tatilinizin yerini tutmaz.