Savaş Bir Afet Midir? Bir İnsanlık Sınavı
Düşünsenize, bir sabah her şeyin değiştiğini öğrendiniz. Bir uyanış, bir alarm sesiyle dünya tamamen farklı bir hal almış. Zaten zor olan yaşamınızın yükü, bir gecede daha da ağırlaşmış. Savaş, büyük şehirlerin sokaklarına inmiş, canları alıp, evleri yıkmış ve bütün bir toplumu sarmış. O sabahın anlamı nedir? Gerçekten savaş bir afet midir, yoksa insanlık tarihinin kaçınılmaz bir parçası mı? Her gün gazetelerde okuduğumuz, televizyonda izlediğimiz, ama belki de gerçekten anlamadığımız o kelime; savaş… Ya da belki, hiç deneyimlemediğimiz bu korkunç gerçeği şimdi soruyoruz: Savaş, gerçekten bir afet mi?
Savaşın Tarihsel Kökleri ve İnsanlık Üzerindeki Etkileri
Tarihe bakıldığında, savaşlar insanlıkla hep iç içe olmuştur. İnsanların en ilkel toplumlarından başlayarak, medeniyetler kurdukça savaşlar da kaçınılmaz bir parça haline gelmiştir. Antik çağlardan Orta Çağ’a, modern dönemin en büyük savaşlarına kadar, insanlık tarihindeki savaşlar sadece politik ve ekonomik meselelerle ilgili değil, aynı zamanda insanın doğasındaki şiddetle de ilişkilidir. Peki, savaşlar tarihi boyunca gerçekten felakete dönüşmeyen bir dönem var mı?
Savaşlar, tıpkı doğal afetler gibi büyük yıkımlar yaratır. Toplumlar paramparça olur, kaynaklar tükenir, şehirler yok olur. Antik Roma İmparatorluğu’nun çöküşü ve İkinci Dünya Savaşı’nın sonrasındaki büyük yıkımlar, her iki dönemin de halkları için birer felakettir. İnsanlar, evlerinden, işlerinden, sevdiklerinden koparılırlar. Yüzlerce, binlerce insan ölüme mahkum edilir. Ama bu felaketler, “doğal afet” kavramı ile ne kadar örtüşüyor? Savaş, bu anlamda sadece bir felaketten çok daha fazlasıdır.
Afet Kavramı ve Savaşın Tanımı: Bir Çatışma mı, Yokoluş mu?
Afet, doğal veya insan kaynaklı bir olayın, insanların yaşamını, sağlığını, ekonomik varlıklarını ve sosyal düzenini tehdit etmesi olarak tanımlanabilir. Bu durumda, savaş bu tanıma uyuyor mu? Savaş, herhangi bir doğal felaketin aksine, insan eliyle gerçekleşir. Bu, savaşın daha da karmaşık hale gelmesine neden olur. Savaş bir felakete dönüşse de, bir anlamda bu felaketi başlatan yine insanlardır.
Bu noktada “Savaş bir afet midir?” sorusu, iki katmanlı bir anlam taşır:
1. Fiziksel ve Psikolojik Yıkım: Savaşlar, felaketlerin izlerini silerken insanları ve toplumları kalıcı şekilde etkiler. Savaş sonrası oluşan enkazlar ve yıkımlar, doğal afetlerden farklı olarak geri dönülemez bir dönüşüm yaratır. Savaş sadece binaları değil, aynı zamanda insanların ruhlarını da tahrip eder. Post-travmatik stres bozuklukları (PTSD), şiddet ve travma sonrası sosyo-ekonomik çökmeler gibi uzun vadeli etkiler, savaşın afet yönünü ortaya koyar.
2. Sosyal ve Toplumsal Çöküş: Bir afet, çoğunlukla bir bölgenin veya toplumun sınırlarını aşan bir kriz oluşturur. Ama savaşlar, bu tür toplumsal çöküşlerin yanına siyasi, kültürel ve ekonomik katmanlar ekler. Savaşlar, sadece bir bölgeyi değil, tüm dünyayı etkileyebilecek genişlikte olabilmektedir. Modern çağda, Küresel Güney ve Küresel Kuzey arasındaki savaşlar, yalnızca o bölgenin halkını değil, dünya genelindeki refah seviyelerini de tehdit eder.
Peki, gerçekten savaş bir afet olarak kabul edilebilir mi? Yoksa “afet” kelimesinin taşımış olduğu toplumsal duygularla tam örtüşmüyor mu?
Günümüzdeki Savaşlar ve Modern Felaketler
Savaş, doğal felaketlerin aksine genellikle kontrol edilebilen bir durumdur; fakat bunun daha fazla acı ve kayba yol açtığı, bir insanlık suçuna dönüştüğü gerçeği, savaşları afetlerle benzer bir konuma sokar. 21. yüzyılın en büyük savaşları, modern teknolojinin ve askeri güçlerin kullanıldığı çatışmalardır. Bu çatışmalar, sadece doğrudan etkilenen halkları değil, dünya çapında milyonlarca insanı etkiler. Küresel iklim değişikliği, pandemi ve göç gibi faktörlerle birleşen savaşlar, daha geniş felaketler yaratmaktadır.
Örneğin, Suriyeli mültecilerin yaşadığı trajedi ve bunun Avrupa’ya olan etkisi, savaşın sadece savaşın içindeki toplumları değil, tüm dünyayı nasıl etkileyebileceğini gözler önüne seriyor. Dünya Bankası verilerine göre, 2020 itibarıyla dünya çapında 82 milyon insan yerinden edilmiştir ve bunun büyük bir kısmı savaşlar yüzünden olmuştur. Kaynak.
Savaşlar sadece fiziksel yıkım getirmez; aynı zamanda çevre üzerinde de kalıcı etkiler bırakır. Kimyasal silahların kullanımı, toprakların tahrip edilmesi, doğal kaynakların yok edilmesi, savaşların birer doğal felaket gibi çevreye verdiği zararı gösterir.
Günümüzde savaşların yarattığı afetleri düşündüğümüzde, savaş, gerçekten insanlık tarihinin dönüştürücü felaketi mi haline gelmiştir?
Savaşın Afet Olup Olmadığını Değerlendiren Farklı Perspektifler
1. Savaş ve Psikolojik Yıkım
Savaşın fiziksel etkilerinin yanı sıra, savaşın psikolojik yıkımı da büyük bir afet alanıdır. Bireylerin hayatlarını kaybetmesi, ailelerin parçalanması, çocukların geleceksiz bir dünyada büyümek zorunda kalması, bu tür durumlar savaşın afet yönlerini ortaya koyar. Savaş, sadece savaşan orduları değil, toplumun tüm bireylerini derinden etkiler. Çatışma sonrası travmalar, uzun yıllar sürebilir.
2. Ekonomik Çöküş ve Sosyal Adaletsizlik
Savaş, ekonomik yapıları darmadağın eder. Hammadde kaynaklarının yok olması, altyapıların tahrip olması, ticaret yollarının kapanması ve milyonlarca insanın işsiz kalması, savaş sonrası gelen sosyal çöküşü beraberinde getirir. Ancak savaşlar, daha geniş bir küresel adaletsizliğin de bir parçası olabilir. Zengin ülkeler savaşlardan ekonomik kazançlar elde ederken, daha yoksul bölgelerde yaşayan halklar büyük acılar çeker.
3. Globalleşme ve Küresel Etkiler
Modern savaşlar, savaşın bir bölgede başladığı, ancak etkilerinin tüm dünyaya yayıldığı bir yapıya sahiptir. 11 Eylül saldırıları sonrası Orta Doğu’da başlayan çatışmalar, dünya ekonomisi üzerinde büyük etkilere yol açmıştır. Küresel terörizm ve savaşlar, sadece yerel toplumları değil, tüm dünya çapında siyasi ve ekonomik yapıları sarsmaktadır.
Buna rağmen, savaşın bir afet olarak kabul edilip edilmemesi, insan hakları ve uluslararası ilişkiler çerçevesinde nasıl bir dönüşüm yaratır?
Sonuç: Savaş ve İnsanlık
Savaşlar, doğrudan bir afet olmasa da, toplumlar üzerinde yıkıcı etkiler bırakır. Savaşlar, her zaman bir felaketin öncesinde, sürecinde ve sonrasında gelir. Savaşlar, insanlık için uzun vadeli ve kalıcı afetler yaratır; bunlar sadece fiziksel değil, psikolojik, sosyal ve ekonomik etkilerle insan hayatını derinden etkiler.
Savaşın yaratmış olduğu bu etkilerle yüzleşirken, sormamız gereken soru şu: İnsanlık, savaşları önlemenin ve barışı sağlamanın yollarını gerçekten öğrenebilecek mi? Bu dersler, gelecekteki nesillere aktarılabilir mi? Savaş bir afet midir? Ya da sadece bir kaçınılmaz insanlık hatası mı?
Düşünmeye devam edin…